6 Aralık 2014 Cumartesi

Doğruluk Cesaret İster



Şişe çevirmece oyununda,
'Şuan burada bulunan kişilere karşı sevgini, fazladan aza doğru nasıl sıralarsın?' diye bir soru yöneltilir; sırf çiğ yumurta yememek için, tercihini doğruluktan yana kullanan oyuncuya.
Net bir cevap vermesi gerekir
Maddeler halinde ve sebepleriyle...

Sevgi öyle halının üstünde; tükürüklü su içme korkusuyla, eğlenme çabasındayken konuşulacak bir konu mu?
Birileri sevgiyi bir kalıba koyabilmiş de mi biz bir çocuk oyunuyla, ne derece sevildiğimizi öğrenmek için böyle bir girişimde bulunuyoruz?

Sıralama sorusuna bir çok yanıt verilebilir ama en orjinal olan ve çokça  kullanılan bir tabir vardır, şişe çevirme oyununun vazgeçilmezidir;
 'O ayrı kefede şu ayrı kefede' denir.

Herkes için tek tek kefecikler diker, ucunu da kırmızı bir kurdeleyle güzelce bağlarsın. 
Evet bunu yaparsın çünkü kefede senindir içindeki de. 
Kefeni neyden yapacağına karar verme konusunda ince düşünmelisin, üzülebilirsin.
Bazen bir kefeye iki kişiyi alırsın, bazen tek kefeyi tek kişiye ayırırsın.
Bulunduğun kefenin beş yıldızlısını hatta ve hatta en üst katta kral dairesi olmasını istersin
Böyle bir yer için cebindeki paraya da gözün kapalı kıyman gerekir, ürkersin.

Bu oyunda ayrı kefe, ayrı çuval meselesiyle de işin içinden çıkabilirsin.
Ama o kefelerin bulundukları yeri de önemli.
En konforlu kefen hangisi?
Her kefenin de kendine göre bir yeri varsa, denize sıfır arsana hangi kefeni inşa ettin?
Hangisinin yeni nesil izolasyon sistemi var? 
Hangisinin ucunu daha sağlam bağladın? Hangisini daha dikkatli işledin?
Demezler mi?

Sevginin ne kefesi vardır ne de kafesi.
Bazen anlık bir gülümseyiştir,
Bazen sıcacık bir sarılış.

Bazen anılarına gizlenir,
Bazen şimdide gezinir.

Küçük bir cam şişenin içinden çıkan notta da hissedebilirsin,
Bir anda beliriveren göz yaşında da.

Çok uzaktan birinin kocaman gülümseyişini de sevebilirsin.
Yakınındakinin anlamsız bakışını da.

Ama sadece hissedersin.
Hiç bir terazide tartmaya gücün yetmez,
O gücü bulsan, hassas bir terazi bulamazsın.
Evirip çevirip tam kavramak için bir taraflara atamazsın.
Çünkü atarsan kırarsın.
Parça parça olur kullanamazsın.

Evet sevgili okur, ben bir şişe çevirmece mağduruyum.
Doğruluğu seçtim ve çok değerli iki dostum arasında seçim yapmam istendi.
Kekeledim,
Çünkü ikisine de şatolar yapmıştım gönlümde,
Hangi şatonun yalıtımı daha iyiydi bilemedim.

Zaten sevgimi nasıl izah edebilirdim ki?
Manasını tam olarak kavrayamamış bir ekmek kırıntısıyken...

20 Kasım 2014 Perşembe

Pişman Ağustos Böceği


Portakal rengi silgimin siyah tozları, çalışma masamın tüm cazibesinin üstünü örtüyor.
Silgi tozlarını takibe alırsak başlangıç noktası bana kan davalısıymışım gibi hışımla bakan, boş bir matematik sorusu ve yandaşlarının bulunduğu yıpranmış bir test.
Sağıma baktığımda ise yine bundan aşağı kalır yanı olmayan, bakmalara doyulan bir manzara;
Soru bankaları ve yaprak testlerden oluşan bir junior dağ...
Ruh halim ise;
Soru Bankasında faiz yiye yiye yüksek meblada borca batmış müsrif öğrenci.

Bu kızda hep yakınıp duruyor dediğini duyuyorum sevgili okur. Sonuna kadar haklısın fakat ne yazık ki sizinle paylaşabileceğim, hayatıma renk katan tek şey şu siyaha çalan turuncu silgim. Ne bir kitap okuyorum ne de bir film izleyebiliyorum...

Bloğumu açlıktan nevri dönmüş bir ağustos böceği olduğum şu zamanlarda değil de, saz çalıp oynadığım sıcak günlerimde açmış olsaydım okuması daha zevkli biri olur sizin de böyle içinizi karartıp durmazdım.
Ama bu günler elbet gelecekti ve sıcak yaz günlerinde saz çalıp oynayan tembel ağustos böceği kış gelip çattığında sazıyla baş başa kalacaktı.
Kalmıştı da zaten.
Çünkü hikaye böyle, çünkü hayat böyle. Ya başında çekeceksin çileni karınca gibi ya sonunda çekeceksin ağustos böceği gibi.
Ama her halükarda çekeceksin. Bu çark böyle dönüyor.
Ah! keşke maul çarkın ağustos böceğinin ikamet ettiği kısmında değil de karıncanınkinde olsaydım.

Karıncalar ben keyif çatarken harıl harıl çalışıp çuvallarını ağzına kadar doldurdular ve şuan sıcak yuvalarında ağız tadıyla biriktirdiklerini yiyorlar.
Bense kara kışta karnımı doyurmak için  Bana yetecek buğday tanelerini arıyorum.
Ne zor zanaat...
Üşüyorum...

Karınca hikayenin sonunda yani ağustos böceği kapısını çaldığında ona ne demişti hatırlıyor musun?
'Yazın çaldın şimdi oyna bakalım'

Ve kapıyı pat diye üstüne kapattı.
Ka pat tı
Dışarısı soğuktu ve ağustos böceği çok acıkmıştı.
Fazlasıyla pişmandı fakat son pişmanlık fayda eder miydi ki?

Ardından ağustos böceği nereye kayboldu?
Öldü mü kaldı mı?
Karınca hiç mi vicdan azabı çekmedi?
Ağustos böceği adına bir umut zerresi kalmış mıydı?

Bu şekilde ortada bırakılmış soru işaretlerinin cevap anahtarı yaklaşık yüz on gün sonra bu blogda...

Umarım karınca son anda dışarı çıkıp ağustos böceğinin kolundan tuttuğu gibi sıcak yuvasına almıştır ve ona özel ders vermeye başlamıştır.

11 Ekim 2014 Cumartesi

Beklentiler ve Hedefler


Tam bana göre bir mim geçmiş Dördüncü Tekil Şahıs'ın eline ve herkesi mimlemiş, ben de o herkesin bir ferdi olarak hemen kapıverdim.

Mimin konusu 2015 yılından beklentilerimizi ve gerçekleştirmek istediğimiz en az beş hedefimizi içeren bir liste hazırlamak.


Hayal, beklenti, düş gibi kelimeler neredeyse bende oralardayım şu sıra.
Kafamda gelecek kaygısı ve gelecekten beklentiler delice koşuşturuyor. Malum, sınava 150 gün kala arefesindeyiz. Stres, korku, mutluluk, kırgınlık, yorgunluk, uykusuzluk dolu geçen zamanlar... 

Böylesine ezogelin çorbasına bağlamış vakitlerde, yapılabilecek en basit şey hayal kurmak.
Düşlediklerimi belki asla yaşayamayacağım belki aklımın ucundan dahi geçmemiş bir yaşantıdır alnıma yazılan.
Fakat şu bir gerçek ki ben, hayallerimi illede gerçek olsun diye değil, o an yüzümde belirecek tebessüm için kuruyorum.
Yaşayamadıklarım, yaşayamayacak olduğum anlamına gelmiyor. O gerçekleşmesi mümkün olmayan şey, yalnızca göz kapaklarımın ardındaki karanlıkta.

Şimdi sizlere düşler ülkemin 2015 yılının kapılarını açıyorum. Ülke deyince öyle fantastik şeyler beklemeyin. Liseli bir kızcağızım işte.

2015 Ocak,Şubat Aylarına Dair:
Fatma seslenir:
-Dilara deneme sonuçları açıklandı kalk panoya gidelim
-Geliyorum şu soruyu da çözeyim
*Pana önü*
-Neeee? sonunda Reşat ve Semanur'u geçtim mi yani. Allah'ım sana şükürler olsun!

2015 YGS Sınavına Dair
*Şırık Şırık Şırık şeker paketi açılır*
-Iyy ne iğrenç şeker, peçete olması çok iyi sınav çıkışı kesin ağlarım
*Süre başlar*
*160 dk sonra*
*Elimde pet şişe ve ÖSYM saydam plastik kutusuyla okul kapısının önünde dim dik hayata gülümsüyorum*

2015 Yaz Tatiline Dair;
-*Telefon çalar*
-Selamün Aleyküm Kızım
-Ve Aleyküm Selam baba nasılsın?
-İyilik sağlık senden ne haber? neler yapıyorsun?
-Hiç film izliyordum
-Yaylada bari yapma şunu gez yaylanın havasını teneffüs et.
-Annemler ne yapıyor?
-Selamları var
-Aleyküm selam
-Sana çok mühim haberim var
-Sonuçlar mı açıklandı yoksa? aman! dur söyleme, dur dur! nefes alamıyorum şimdi ağlarım. Her şey bitti tutmadı dimi? kıl payı kaçırdım dimi? aman söyleme baba ne yapacağım bir sene daha nasıl çalışayım, kötü yerleri de yazmak istemiyorum *ağlayarak*
-Oldu oldu
-Oldu mu? oldu dedin işte ben ne yapacağım kötü yerleri yaz mı diyorsun? daha fazla konuşamayacağım sonra görüşürüz.*hıçkırarak*
-Haydaaa iki kelam ettirmedin be kızım.KAZANDIN DİYORUM HAYDİ HAYIRLI OLSUN

Bunların Haricinde;
1-Sevdiğim bütün ama bütün, izledik veya izlemedik film ve dizilerle dolu hard disk
2-Hard Disk olacak gibi değil, eski izlediklerimi indiremem ama yeni dizilerin hepsiyle dolduracağım.
3-Deniz kenarında yalnız başıma öylece denizi seyretmek ama bizim memleketin sahilinden değil hiç bilmediğim bir şehir. Kazandığım şehirde yani :):)
4-Kendimi bulmak
5-İyi bir blogger olmak
6-Buraya yazmadığım şey olsun
7-Dostlarımın hepsi istediği yeri kazansın ve birbirimizden hiç kopmayalım.
8-Yaz tatilimi kuzenimle İstanbul'da geçirmek
9-Dostlarımla üniversite derdi olmadan bir kahvaltı.
10-Big Bang Comeback yapsın
11-Şemspare ile karşılıklı çikolatalı süt içelim

Kısaca istediğim yeri kazansam hepsi bir bir gerçekleşir, comeback hariç :)
Hayırlısı bakalım ;)

Benimle aynı dertten muzdarip kardeşler Büş'ün Düşü ve Saydan Mürekkep bu mim size iyi gelecek.
ŞEMSPARE sende çocuk, kariyer hayalleri kurarsın :)

3 Ekim 2014 Cuma

Çikolata Fabrikası


Birkaç saat evvel, şu kontrastıyla oynanmış küçüğü kucağıma aldım ve en koyusundan bir muhabbete daldık.
Biz birlikte konuşaduralım. Televizyonda para piyasasıyla ilgili bir haber çıktı. Haber videosundaki kadının elindeki yüklü miktarda para dikkatimi çekmişti.
Ardından kolyemle oynayan küçüğe döndüm ve televizyonu işaret ederek o kadar parası olsaydı ne yapmak istediğini sordum.
'Çikolatalaaaaar' dedi ellerini havaya kaldırarak.
Ben de ona her zaman çikolata yediğini ve o parayla daha eğlenceli birçok şey yapabileceğini söyledim.
İstifini bozmadan 'Bissssürüüü Çikolatalar' dedi havada duran kollarını indirerek.
'O halde bir çikolata fabrikası açarsın' dedim.
Fikrim hoşuna gitmişti. Fabrika açmak onun için neydi ki?
'O zaman ablama haber vermeyelim' dedi sesini alçaltarak.
Güldüm; 'Öyle söyleme, ablan da yesin zaten fabrikada çikolatalar hiç ama hiç bitmiyor' dedim.
'Tamam açalım fabrika' dedi sanki kalkıp anında halledilecek bir şeymiş gibi.

Onu boşa heyecanlandırdığımı düşerek kendi kendime kızdım ve o kadar paramız olmadığını söyledim.
Üzülmüştü. 
Yatıştırmak için 'Çok zengin olursan açabilirsin belki' dedim. Beni duymamıştı sanırım.
'Ama benim kumbaram var' diyerek atıldı.
'Öyleyse, para biriktirirsen senin de bir çikolata fabrikan olabilir' dedim
Bakıştık...
Kararımızın ardından söyledikleri aynen şöyleydi.

'Ayakkabısı, eşyaları, oyuncakları, çorapları olamayan çocuklar... (O bunları söylemeye başladığında ağzım bir karış açıldı) ... onlar çikolata yemiyorlar, kumbaraları da yok' 
Söyleyecekleri bitmemişti  ama o yaşta bir çocuğun kurabileceği en uzun cümleydi bu.
Devam etmesi için 'Sen ne yapacaksın peki?' diye sordum.
'Kumbaramı onlara vereceğim' dedi dünyayı kurtaracakmış gibi bir bakış atarak.
O bakış, atması gereken bir bakıştı çünkü o gerçekten dünyayı kurtaracaktı.
Dünyayı kurtarmak için yapılması gereken de, tam olarak buydu...

Dünyayı kurtarmak istiyorsak klanlara, tanklara, ışın kılıçlarına ihtiyacımız yok
Dünyayı kurtarmak için yalnızca, bir çocuk yüreğine sahip olmamız gerekiyor.

26 Eylül 2014 Cuma

Bir 'Ulama' Gördüm Sanki


Şu sıra ''Seni ne gibi durumlar mutlu eder? diye bir soru yöneltilecek olsa, vereceğim yanıtlar soran kişileri hayrete düşürebilir.
Haydi sorun!
Peki, sordunuz farz ediyorum ve beni yaşadığım anın en mutlu, huzurlu ve şanslı insanı kılan o durumları sizlerle paylaşıyorum.

Ses bilgisi konu testinde 'Hangi ses olayı yukarıdaki paragrafta yoktur?' sorusunun şıklarında ulama olması ve ulama ses olayının yukarıdaki paragrafta olmaması.
İlk bakışta karmaşık ve zor gibi duran matematik sorusunun aslında çok kolay olması.
Geometride üçgene saf saf bakıp durma anında gözüme öklid, sinüs teoremi , muhteşem üçlü gibi kuralların çarpması ve yanıta ulaşmam.
Yine ses bilgisi konu testinde bir sorunun kurala değinmesi ve o kuralın  önceki boş bıraktığım soruya yardımcı olması.(Örneğin 1. soruda ünsüz benzeşmesini sormuş ve ben hatırlayamayıp boş bıraktım, 3. sorunun başında ünsüz benzeşmesinin kuralına değinip soruya başlamışsa)
Ve bunlar gibi birçok durum.
 Elinizde bir karton ülker çikolatalı gofretle gelseniz, bir geometri sorusunu çözdüğüm an gözlerimde çıkan kalpleri göremezsiniz.
Bunların yanında beni zıvanadan çıkaran durumlar yok mu?
Tabii var hemde yüzdelik olarak bu kısım daha fazla.

Tarihte yalnızlı sorularda, iki şık arasında kalmam ve doğru cevabın düşündüğüm diğer şık olması.
Herhangi bir soruda, bir şıkkı işaretledikten sonra kararımı değiştirip ardından başka bir şıkkı işaretlemem ve sonra doğru cevabın ilk seçtiğim şık çıkması.
Benim çözmekte olduğum sorunun cevabını, sınıftan birinin pat diye söylemesi.
Paragrafı okurken soruyu unutmam.
Matematikteki lanet işlem hataları. (Bazen öyle bir an geliyor ki iki kere iki dört değilde başka bir şey buluyorum ve o soru üzerinde dakikalarca oyalanıyorum)
Ve en kötüsü de hiç çalışmak istemediğim, boğulacak gibi olduğum, sadece boş boş duvara bakmak istediğim bir anda kafamı çevirdiğimde diğerlerinin harıl harıl ders çalışıyor olduğunu görmek.
Ve daha nice berbat haller...

Ekmek Kırıntısının iç sesini dinlediniz...

17 Eylül 2014 Çarşamba

Yaz Dostum!

Merhaba arkadaşlar, yine bir mimle karşınızdayım. Çok sevimli, bir o kadar da zor bir mim. Zordan kastım kalem yeteneği ve ilham istiyor...
Umarım yazarken ilham perilerim ziyaretime gelir. (Perilerle aramın pek iyi olmadığını belirtmek isterim)
Bu sıra dışı mimi hazırlayan ve beni mimleyen Bir Fanboyun Günlüğü'ne teşekkürlerimi sunuyorum. 
Biraz geç oldu ama cesaretimi yeni topladım kelimeler beni gerçekten korkutuyordu :)

Mimden bahsedeyim;
Aşağıda gördüğümüz 8 kelimenin içinde bulunduğu bir hikaye veya içinizden ne geçiyorsa yazmamız gerekiyor
1-Pipo 2-Cahil 3-Taş Plak 4-PSY 5-Yelpaze 6-Sakızlı muhallebi 7-Yastık kılıfı 8-Ehliyet
Zor görünüyor değil mi? Şimdi başlıyorum 

Uzun zaman önceydi...
Daha saçlarım beyazlamamış, göz altı kırışıklıklarım belirginleşmemişti. Romatizmasız güzel bir genç kızdım.
Cahildim, bir o kadar da mutluydum. Hayata umutla bakıyordum, heyecanla ve merakla...
Sevmiştim, hem de çok sevmiştim...
Aşk sayesinde, hayatın aslında toz pembe olmadığını anladım.
O umut dolu ve meraklı bakışlarım aşktan sonra yeni şeklini aldı.
Çok ağladım gençliğimde, en çok da gece yarıları...
O kadar derin ağlardım ki, göz yaşlarımın ıslattığı yastık kılıfıma başımı koyamaz yastıksız uyurdum.
Ağlama sebebim şimdi kim bilir nerede? Kimin gözlerine yeşil yeşil bakıp sakızlı muhallebim diyor.
Sakızlı muhallebi;
Bana verdiği o benzersiz lakap.
Çok severdi muhallebiyi tıpkı beni sevdiği gibi.
Bir gün ehliyet almıştı. Her erkek gibi en büyük hayaliydi ehliyet alıp arabayla alemlere akmak. Nasıl da mutluydu. Umarım o mutluluğu hala bir yerlerde yanındadır.
Ehliyetini alır almaz beni aradı, ehliyetiyle ilk turunu benimle atmak istediğini söyledi.
Bindik arabaya ve müziği son ses açtık. Hatırlıyorum da PSY diye bir adam vardı o zamanlar, geçenlerde öldü. O adamın bizim zamanımızda çok meşhur bir şarkısı vardı o çalıyordu radyoda. Bir an müziği kapattı arabayı kenara çekti ve bana döndü. Nasıl da utanmıştım.
'Torpidoyu aç' dedi biraz kalın ama bir o kadarda karşısındakini büyüleyen sesiyle
Hemen elimi torpidoya götürdüm.
Torpidoda mavi bir yelpaze vardı. Şaşırmıştım. Hani çiçek olurdu, kolye olurdu ama yelpaze düşüncesi nereden gelmişti şebeğimin aklına.
Elime aldım yüzüme üflettim.
Ben yelpazeyi sallarken kulağıma;
'Çok ferah hissediyorsun değil mi? İşte bende sen yanımdayken öyle hissediyorum. Sen benim yelpazemsin ' diye fısıldadı.
Donmuştum, ne diyeceğimi bilemedim. Zaten ağzımı açamadan telefonum çaldı telefon çalarken kahkaha atmıştık. O gülüş, birlikte son gülüşümüzdü...
Arayan annemdi eve çağırıyordu. Gittim.
Ertesi gün yeşil gözlümle yine buluştuk, bu defa arabası yoktu zaten araba onun değil babasınındı.
Bana bakıyordu ama o bakış bildiğim bakışlara hiç benzemiyordu. Sinirliydi, bir taş plak gibi gözleri dönüyordu ona neyi olduğunu sordum.
Bana korkunç gözlerle baktı ve olduğundan daha kalın bir sesle 'Ayrılalım' dedi
Ayrıldık...
Neden ayrıldığımızı inanın ben de bilmiyorum.
Ayrıldıktan bir ay sonra babamın tayini çıktı, ailemle başka bir şehre taşındık.

Şimdiyse karşımda ağzında piposuyla sevimli kocam akıllı telefonundan gazete okuyor.
Ben onun yelpazesiyim;
Fakat o benim yeşil gözlüm değil...
-Son-

Bu mimi,Şemspare'ye,
Ne olsun?'a ve
Renkli Tırtıl'a pasladım gitti.
Haydi kolay gelsin :)

10 Eylül 2014 Çarşamba

O Mu Bu Mu?


Birkaç mim var yanıtlamam gereken fakat maalesef artık canım isteği zaman bilgisayar başına geçip saatlerce vakit öldürdürdüğüm günler mazide kaldı.Daha kolay halledebileceğimi düşündüğüm için   Renkli Tırtıl'ın paslamış olduğu bu sevimli mimi yanıtlamaya koyuluyorum haydi Bismillah!
Teşekkürler Tırtıl'ım Ödevimi şu an itibariyle teslim ediyorum, geç verdiğim için puan kırmazsın umarım :D

1) Aşk mı bağlılık mı?
Aşk, benim bihaber olduğum fakat bilenleri memnun kalıp tavsiye ettiği kaliteli bir duygu cevabım gayet net Aşk diyorum.
2) Gurur mu teslim olmak mı?
Fazla gurur vurur diye argo bir söz vardır her ne kadar argo tabirlerden haz etmesem de bu tam yerinde kullanılmış yani cevabım teslim olmak
3) Sarışın mı esmer mi?
Esmer insanlar birçok konuda çok şanslılar.Birincisi güneşte yandıkları zaman beyaz tenliler gibi kızarmazlar daha beter kararırlar.İkincisi beyaz tenliler gibi renklerini pek belli etmezler daha açık olmak gerekirse gergin ve heyecanlı anlarda insanların vücutları bir anda soğur ve tek ısınan yer yüzündeki damarlardır.Bu yüzden insanlar kızarırlar.Ama bu kızarıklık esmerler de pek belli olmaz  daha çok beyaz tenlilerin problemidir.(ne bilimsel konuştum ama:)))Ve bende beyaz tenli mağdurlardan olarak Esmer diyorum
4) Yeşil göz mü mavi göz mü?
Ben mavi gözlüyüm, geniş ailemde her üç kişiden biri ya yeşil gözlü ya mavi gözlü, diyeceğim o ki iki rengi de pek sevmiyorum. Eğer şıklarda olsaydı siyaha yakın kahverengi yada bala yakın kahverengi derdim bayılırım bu iki renge.Ama şıklarda yok o yüzden Yeşil diyorum mecbur
5) Et mi tavuk mu?
Tabi ki Et, etin dişlere yaptığı masaja bayılırım. Bir hayalim var kocaman danayı çizgi filmlerde ki gibi açık ateşte kızartmak fakat burada kimse cesaret edemiyor çok zormuş yanarmış tam pişmezmiş falan.Biz suda haşlarız eti.Doğuda açık ateşte yapıyorlar belgesellerde izlerken et görmüş Gumiho'ya dönüyorum 
6) Karpuz mu kavun mu?
İkisine de bayılırım ama Karpuza daha bir bayılırım.Karpuz yemek stres atmaya bire bir, kabuğuyla yiyeceksin tabii.Hart hurt ağını burnunu karpuz suyu yapacaksın işte o zaman fani dünyayla alakalı hiç bir şey umurunda olmuyor.
7) Altın mı gümüş mü?
Altın'ın ağırlığı gümüşte yok, gümüşü çakma zincirlerle ayırt etmek zordur ama altın hemen kendini belli eder.Hava atmaya bayıldığımı sanacaksınız şimdi, hemen kendimi temize çekeyim, kolyelerimi içime alıyorum çünkü tesettürlüyüm
8) Kedi mi köpek mi?
Köpek köpek köpeeek. Benim köpeklere karşı çok çok başka bir sevgim var sokakta gördüğüm her köpeği sevesim, okşayasım gelir onlar çok başka hayvanlar benim için. Çocukluğumdan beri kurduğum hayallerden biride köpek sahibi olmaktır.Maalesef şimdiye kadar olmadı babam sevmiyor,  ağbim korkuyor bizde zaten apartman dairesinde oturuyoruz.Ne güzel olurdu bahçeli bir evimiz olsa kapısında Dikkat!Köpek Var tabelası olsa.
9) Beyaz mı siyah mı?
Siyah iç karartıcı bir renk, siyah kapaklı soru bankalarını hiç sevmem (Çözüm Yayınları ve Esen Yayınları :P) geceyi de sevmem.Beyaz huzurun rengi...
10) Yağmur mu güneş mi?
Yağmur, Karadenizliyim ve şu birkaç gün yağmur yağıyor olsa bile son zamanlarda buralarda yağmura hasret kaldık. Hep küresel ısınmadan oluyor. Lütfen! özel araba kullanacağımıza toplu taşımayı kullanalım hava kirliliğini azaltalım :):)
11) Mesajlaşmak mı aramak mı?
Mesajlaşmak, mesajlaşırken yazacağım şeyi derinlemesine düşünebiliyorum hata payı azalıyor.
12) Bodrum mu Çeşme mi?
Hiç o taraflara yolum düşmedi
13) Deniz mi havuz mu?
Havuzlar her ne kadar temizlense de bana mikrop yuvası gibi geliyor.Deniz bir başka


Bende bu mimi, Tırtıl mimlemiş olsa dahi hatırlatmak maksatlı Şemspare'me,
kaynaşmak maksatlı 4. Tekil Şahıs'a ve
Ne olsun?'a paslıyorum.
Cevaplarınızı bekliyorum kolay gelsin :)

5 Eylül 2014 Cuma

Fated To Love You Dizi Yorumu ve Replikleri

İlk dizi önerimi yapacağım;
Renkli mi renkli, şeker mi şeker bir dizi.
Oyuncularla tanışık olmadığımdan tereddüt ederek başladığım fakat izledikçe müptelası olduğum bir dizi.
Fated To Love You; Türkçe karşılığı Kaderimde Seni Seviyorum başlıktan da anlayacağınız üzere kader ve tesadüflerle dolu bir dizi  Kore dizilerinde hep aşinası olduğumuz konular olduğu için pek de kafa yoran bir senaryosu yok. Akıcı kendi kendini izletiyor.

Dizi konusuna şöyle ufaktan değinecek olursak;
Zengim adam fakirimsi kız baş rollerde. Aslında tam olarak böyle de denemez Öz Güvenli Adam Öz güvensiz Kız desek daha doğru olacak sanırım.

Bir Kimyasal Firması olan zengin mi zengin taaaaa bilmem kaçıncı nesilden gelen Lee Gun (Jank Hyuk) ve çerçeve gözlüklü, her ne kadar dizide çirkin olarak nitelendirilse de aslında güzel bir kızımız olan Kim Mi Young (Jang Na Ra) , bir şekilde tanışırlar.
Mi Yong mutsuz, Post- İt bir kızdır bu kalıbı izledikçe anlayacaksınız ben bir şey demeyeyim.


Lee Gun benim hayranlıkla izlediğim bir karakter.
Keyifsiz olduğum zamanlarda bir kahkaha patlatması için açıp izliyorum. Terapi gibi geliyor bana o halleri ,şöyle ki Lee Gun yerli yersiz kahkaha atan, zor zamanlarında bile o kahkahayı yüzünden eksiltmeyen bir adam.
Duygularını bastırmada uzman bir vatandaşımız ve bu özelliği beni çok etkiliyor.

Sadece baş rollerden bahsettim biliyorum tüm karakterler süper emin olun, hele başkanın sekreterine bayılacaksınız birde mülaim adam Daniel rolundeki Jin Hyuk var tabii.

İzlemeden geçmeyin aman! zararsız ve çok tatlı bir dizi.Hatta şöyle bir şey ortaya atacağım, son zaman yapımlardan, yani 2013-2014 dizilerinden en kafa yormayan, dizisi.
Ağlatırken güldüren yanına bayılacaksınız.

İzleyen kardeşlerime de şöyle nostalji babında replikler hazırladım, daha çok gülümsediğimiz sahneler.İzlemeyi planlayan arkadaşlar aşağılar size göre değil derim 




İşte Lee Gun klasiği hiç bir şeyin olumsuz tarafına bakmaz, hep olumlu düşünür, bardağa boş tarafından değil dolu tarafından bakar bu adam king.


İnanın bana bu dizi post-it lere bakış açımı değiştirdi gerçi ben ona hiç post it demedim biz arkası yapışkanlı not kağıdı diyoruz ona :D:D
Ne diyordum; bu dizi arkası yapışkanlı not kağıtarıma bakış açımı değiştirdi elime alıyorum bakıyorum yazık sana kimse senin kıymetini bilmiyor ama çok işe yarıyorsun diyorum
Post İtlere bundan böyle daha sıcak davranacağım




Bir Kdrama klasiği, çirkin kızların evrim geçirmesi gerçi bu dizinin bir iyi tarafıda var oda kızı tekrar eski haline getirmiş olmaları, güzel haliyle devam etmemesi çok iyi oldu bence.
Çirkinse çirkin kalsın.Bu evrim olayları biz ekran başındakileri incitiyor.


Bu kıza gözlük daha yakışıyor bence yine güzel olmuştu bir şey diyemem ama gözlüklü daha bir sevimli burnu tam gözlük takmalık.


Bazı şahıslara söylenebilecek en güzel şey bu olsa gerek :) 



Tamam her şey çok güzel mekan şık, hava kararmış, muhabbet koyu ama bir sorun var; şu lolipopla başarıyı yakalamış insanlar gerçek mi? gerçeklerse neredeler?
Eğer lolipopla başarı sağlanmış olsaydı ben lolipoplar kraliçesi olurdum
Öyle bir şey yok sahnenin romantizmine aldanmayalım.


Her şeyi kendi üzerine alınıp özür dilerim özür dilerim modlarına giren Mi Young'umuza söylenebilecek en güzel şeyi söylemiş Lee Gun.
Ama cidden haklı Özür dilemek tabi ki bir erdemdir hatayı kabullenmektir ama hiç bir şey değişmiyor ki Gun'un dediği gibi olan olmuş zaten.


Bu bölümü tam sivrisineklerle savaştığım bir akşam üstü izlemiştim, beni anlayan bir karakterin yakınımda olması nasıl da hoşuma gitmişti.


Ne sahneydi aslında beklenen bir durumdu ama yinede çok heyecanlanmıştım




Tak sekreterle aralarındaki muhabbet diziyi izleme sebeplerimden.
Alıntı gifde paylaşayım bari




Kaba drama boyları;
Lütfen bu kadar açık sözlü olmayın
Sadece sevdiğiniz kızlara karşı naziksiniz, onlarınki can diğerlerininki patlıcan mı ?


Şu iki sahne katıla katıla güldüğüm sahneler eminim hatırlıyorsunuz :DD:


Ne kadar sevimli bir sahneydi 
3 yıl bunu beklemiştik değil mi?




Yine bir kore dizi klasiği daha, kendini beğenmiş kdrama erkekleri;
En sevdiğimden,bayılırım böyle karakterlere içine atıp kendini beğenmişlik yapacağına dile getirmesi çok daha iyi.


Aynı tabaktan ramen yeme sahnesi olmasa olmaz demişler birde üstüne meşhur uzayan makarna sahnesi eklemişler olmuş :)



Lee Gun kahkahalarına hayran bir şahıs olarak tam burada noktalamak istiyorum.
Yüzünüzden gülümsemek eksik olmasın.
Bol bol kahkahalarınız olsun 
Kendinize iyi bakın.

28 Ağustos 2014 Perşembe

Kitaplığımdaki En İyi 10 Kitap Kapağı*

Bugünkü ikinci yazım şeker mi şeker bir mim.
Öncelikle sıkıldığımı anlayıp sesime kulak verip bu mimi bana paslayan çok değerli Şems'ime kocaman gülümsüyorum.Yine çok hızlıyım dimi Şems :D:D 

Mimin amacını başlıktan rahatlıkla anlayabilirsiniz ama ufaktan açayım.
Sizin dünyanız olan kitaplığınızdan, kapağını en çok beğendiğiniz 10 kitabı bizlerle paylaşıyorsunuz.
Kitaplarımızı podyuma çıkarıyoruz yani.

İşte şimdi podyumda benim kitaplığımın en şık üyeleri;


Soldaki kitap, olduğu yerden bana o sevimli pembiş yazılarıyla bağırıp durdu.'Beni al beni al' diye bende bir baktım ve dedim ki 'Seni hiç tanımıyorum kim yazmış hiç duymadım seni neden alayım?' 
Oda bana göz kırptı ve dedi ki:
'Güzelliğim yeter'
Böylelikle kitabı almış oldum fakat sadece aldım başlarını okudum pek açmadı merak ettiğim başka bir kitaba başladım.O sadece kütüphanemin Adriana Lima'sı olarak kaldı.


Turgay Gülerin 'Sıra dışı Üçleme' serisinin kitapların kapakları hepsi harbiden sıra dışı ve ben sıra dışı şeylere bayılırım G Dragon gibi mesela :D:D. 10 tane istedikleri için onları bunların arasına alamadım,Sıra Dışı üçlemeden podyuma çıkaramadığım MehdiX ve Sır Küpüne buradan selam  gönderiyorum.


Bu yazının birincisi Kaldırım Mühendisi ceket resmi var ve ceket o kadar gerçekçi duruyor ki alın bir bakın derim.Yazarı tanımadık bir yazar fakat akıcı bir roman sanırım tez gibi bir şey tam anlamadım fakat bilmediğim birçok şey öğrendim bu kitaptan.Zararsız kendi halinde bir kitapçık.
Yıllar sonra kitap kapağındaki kız taş.Gamzeleri ve dişleri çok tatlı. Mola verdikçe kıza baktım acaba senin gözlerinde güzel mi? diye sorup durdum fakat yanıt alamadım.
MalcolmX yakışıklı zencim benim.Kitabı okurken aşık olmuştum ona.Önüme gelen karaktere vurulan bir tipim ama MalcolmX başkadır.Adamdaki coolluğa bakınız efenim gözlük, yüzük falan on numara her 20 sayfada bir kapağa bakmışımdır :D:D

Mimin sonuna geldik. Bende bloggerın bana verdiği yetkiye dayanarak bu mimi; Bloğuma yeni katılan Pofuduk kardeşime,Uzun zamandır görüşemediğim Renki Tırtıl ablama, Cızırtılı Radyo Saydam Mürekkep'e paslıyorum.
Son olarak Şemse katılarak, kitaplar konusunda bayılarak okuduğum Nabrut ve Yaşam'ı mimlemek istiyorum

24 Ağustos 2014 Pazar

Ice Bucket Challenge Çılgınlığı

Behlül kaçar dediydim ama vazgeçtim :P
O bir anlık gazmış bir güne geçti gitti.Yay kızı olarak çok çabuk karar verip kararından cayan bir insanım huyum kurusun :)

Şu sıralar fazlasıyla gündemde olan, sanatçıların ALS hastalığına destek için başlarından aşağı kovayla buzlu su döktükleri Ice Bucket Challenge uygulamasını hepimiz biliyoruz.
Peki bu işsizliğin amacı nedir?
Amaç o suyu kafandan aşağı dökünce onların acısını bir nebze olsun hissedebilmek imiş.O an kalp bir anda heyecanla atıp sonra bir saniye süre zarfında duruyormuş.
Empati kuruyorlar akılları sıra ama sen o suyu dökerken niye kahkaha atarsın e be kardeşim?
Hasta kardeşlerimizin acıyı hissettiklerinde gülümsediklerini hiç sanmıyorum.
İtiraf ediyorum bende ilk başlarda Vaoo adamlar anlayışlılar falan gibi tepkiler göstermiştim nasıl da anlıyorlar hastaları çok tatlılar aish aish diyordum. Ama sanırım eğlence daha ön planda onlar için, tabii bağışlarını da es geçmemek lazım Allah niyetlerini kabul etsin.


Kovadan su döktükten sonra kapışacağın üç kişiyi seçip meydan okuyorsun.
Böyle bir şey sırf eğlenmek amacıyla yapılıp hastalık gibi nedenler bahane edilmese şahane olurdu doğrusu.

Bu uygulama sayesine ALS hastalığı neymiş öğrenmiş oldum insanları bilinçlendirdiği doğrudur ona lafım yok.
ALS HASTALIĞI NEDİR? bir bakıverin isterseniz.


Bu uygulamayı Amerikalılar başlatmış,anlayacağınız Amerikanın oyunu bunlar.Korelilerin de ABD özentisi olduklarını hepimiz biliyoruz ünlülerden yapmayan kalmamış.Aynı zaman da biz Türklerinde böyle bir özentiliği var.Bihterler Behlüller hepsi videolarını paylaştılar bile


En güzel Ice Bucket Challenge güncellemesi tabiki de G Dragon'un oldu velet abarttıkça abartmış dozer çağırtmış kepçesini buzlu suya doldurtup döktürmüş üstüne suyu, o nerede leğenle kovayla uğraşmak nerede değil mi? Nasıl da sevimli oyş oyş kalbin mi durdu şenin suyla mı oynuyon amanda aman.



Yani demem o ki her ne kadar bu videoları izlemelere doyamasam da bu adamın dediklerine harfiyen katılıyorum.





22 Ağustos 2014 Cuma

Behlül Kaçar!

Çok değerli okurlarım;
Bir Üniversiteye hazırlık öğrencisi olduğumu sizlere Önceki Yazım'da belirtmiştim hatta epey bir içimi döküp kafa şişirmiştim affınıza sığınarak.
Önümüzdeki pazartesi son sınıf öğrencisi olduğum dershanenin başlamasıyla tescillenecek.
Yani hafta başında benim için zorlu bir dönemin kapıları açılıyor. Her ne kadar o kapıyı aralamak dahi istemesem de ellerim titreyerek uzatacağım kolumu kapı koluna.
Hafta başında diyete başlar gibi, sanal alem diyetine başlayacağım.
Gideceğim buralardan, sevdiğim yazıları okuyamayacağım ve bazı bloggerları özleyeceğim :(:((


Zaten seyrek nüfuslu siz sevgili okurlarım arasında 'Yazılarını sevmiştim,daha karpuz kesecektik' diyeniniz varsa sevgilerimi gönderiyorum bolca.
'Sizler için dönüşüm muhteşem olacak' gibi fiyakalı cümleler sarf etmek isterdim fakat maalesef öz güveni eksik bir kardeşinizim.

Bu konuda bu küçük yavrucaktan dualarınızı eksik etmeyin


17 Ağustos 2014 Pazar

Arabalar da İnsan

Bugün abim arkadaşlarıyla piknik dönüşü bir arabaya çarpmış, korkmayın mühim bir şey yok sadece arabamız hasar gördü. Abim hala tosun gibi Allah'a şükür.

Çarpma olayının zanlısı benim, şöyle ki; 'Ohhh be erkek olacaksın bu dünyada, bineceksin arabana alacaksın kankalarını gezeceksin tozacaksın' cümlesini kullanmıştım kazadan birkaç saat evvel. Nazarım değmiş belli...
Arabamızın hasar görmesi ben geçmişime götürdü. Küçük bir Ekmek Kırıntısıyken böyle bir şey olsa nasıl bir tepki verirdim acaba? diye düşündüm

Ben küçük bir kırıntı iken arabaların da duyguları olduğunu düşünürdüm. Arabalarla manevi anlamda çok başka bir bağım vardı.  Eğer hala o saf çocuk olsaydım, şuanda beni arabayı teselli ediyor olarak bulabilirdiniz.
 'Ağlama geçecek babam seni en iyi tamircilere götürecek inan bana'

Mesela, arabaları iyi kalpli ve kötü kalpli arabalar olarak ikiye ayırırdım. Gözleri yani farları çekikse kötüydü, yuvarlağımsı ise iyiydi benim için. Renklerine göre de cinsiyetlerini belirliyordum.
Arabayı park ettiğimiz yerde bizim oğlanın yanında bayan araba varsa arkama dönüp içimden 'İyi geçinin olur mu bakarsın sizi evlendiririm' derdim, alışverişin sonunda babam arabayı çalıştırdığı sırada sevenleri ayırıyormuş hissine kapılırdım.


Kış aylarında araba görünmeyecek şekilde karla kaplanırdı. Arabanın o hallerini pencereden öylece seyrederdim ağlıyor olduğunu düşünürdüm. Nasıl içim gidiyordu anlatamam.
Biz sıcacık evde otururken o buz gibi soğukta öylece... Sanırım ağlayacağım.

Evet değerli okurlarım arabalarda insan, onların duygularıyla oynamayın. Trafik işaretlerine ve işaretçilerine mutlaka uyun kurallara uymanız can ve güveniliğiniz için önemlidir.... :D