4 Nisan 2015 Cumartesi

Pişman Ağustos Böceği -Son-

Öncesi
...Ağustos böceği karıncanın tepkisi karşısında ne diyeceğini bilemedi. Karınca kapıyı üstüne kapatırken yalnızca başını eğmekle yetinmişti.
Ölümün kıyısına terkedilmişti ve yanında sadece işe yaramaz sazı vardı. Sazına eşlik edecek sese bile sahip değildi artık.
Kendi sesini tanıyamıyordu, çıkan ses bir örümceğe aitti sanki.

Onu hiçliğe uçurmak için heyecanla esen rüzgara korkulu gözlerle baktı, kış ayları ağustos böceklerine göre değildi. Bunu daha iyi kavrıyordu artık. 
Tekrar kapıyı tıklatacak oldu fakat karıncanın yüz ifadesi tekrar bakmaya tahammül edemeyeceği kadar berbattı. 
Karınca yuvasına dayalı duran sazına baktı, elinden düşürmediği dostunu bile kaldırabileceğini sanmıyordu.
Onu terk etmek zorundaydı.

Kanatları, kolları, göz kapakları... her bir hücresi açlığı hissediyordu. Aldığı her nefes tek tek sayılıyordu sanki, yaşamının en berbat saniyelerini yaşıyordu, elinden kayıp gidenlerin ardından bakıyordu sadece. Bir güle güle dememişlerdi. Kızgındı onlara. Hayallerine kızgındı, umutlarına ve tabii bir de sazına kızgındı.
Soğuğa doğru bir adım attı.
Ve bir adım daha.
Ardından burun buruna geldiği şey kötü kalpli rüzgar ve askerleriydi. Kar taneleri saldırıya geçmişlerdi ama minik böcek tepki vermiyordu. 
Tepkisiz kalması kendi isteği üzerine değildi, istese de yapamazdı zaten. Kaçamazdı. Sinir sistemi tamamen çökmüştü, kolunu dahi kıpırdatacak hali yoktu. Donmaya başladığını hissetti sonra.
Son hissedişiydi.

O yaz aylarının böceğiydi ve ölmesi gerekiyordu.

     ~Son~

La Fontaıne amcanın pat diye bitirip biz okurlarını merakta bırakması üzerine Fontaıne yanımı uyandırıp kendi çapımda ağustos böceğinin duygularına tercüman olmaya çalıştım. Fontaıne'nin bile ağustos böceğinin duygularını es geçmiş olması sizce de büyük haksızlık değil mi?

Böylece buradaki yazımda verdiğim sözü geçte olsa tutmuş oldum değerli okuyucu alkışla beni.