10 Ekim 2016 Pazartesi

Kardeşimin Rengi


Kardeş:
Hakkında ciltler dolusu kitap yazabileceğine yemin edebilirsin ama bir o kadar da yabancısısındır.
Asla aynı dili konuşmuyor, fikren ve mekanen kilometrelerce uzaklarda ikamet ediyor olabilirsin.
Onu şartlar uzak tutabilir senden. Elinden de alabilir belki.
Ama kardeştir.
Kardeşin,
En kıymetlindir.
Atsan atılmaz satsan satılmaz olduğundan değil,
Bir başkasını kardeş olarak seçme şansın olmadığından da değil.
Tek bir sarılmanla onunla birlikte taşıdığın ortak kan aynı yöne doğru hareket etmeye başlar sanki.

Kardeş başkadır.
Sevgisini iliklerinde hissedebilmendir.
Sendir.

Gözlerinle senden daha önce tanışmıştır mesela.
Gözlerinin onu senden daha fazla benimsemiş olduğunu fark edersin.
Sesine ihtiyacın olduğunu hissedersin ama aslında kulaklarının bir ihtiyacıdır sanki.
Gülümsemesini mücevherin olarak saklayabilirsin
Varlığı tepesine kadar dolu bir hazine sandığıdır
Suyun vefalı hali gibidir. Yokluğu öldürmez.
Güvenebilirsin

En kıymetlilerini paylaşırsın onunla
Mucizevi bir anlaşma metninin altına imza atmışçasına yaşarsınız birlikte. Uzakta veya yakında.

Annem onun da annesi,
Babam onun da babası.
Bunda bir sakınca var mı?
Yok.
Neden benim annem onun da annesi?
Cevap yok.
Sadece bana ait olsalardı daha iyi olur muydu?
Olabilirdi.
Ama paylaşıyoruz.
Paylaşalım.
Kabul edildi.

Kardeş sevgisi anne ve baba sevgisinin ardından gelir olanca hızıyla.
En gerçek sevgilerdir bunlar,
Yapaylık belasının uzanıp kirletemeyeceği sevgiler...
Sevgi kelimesi hayat bulabilseydi, bu sebeplere dayanarak bulurdu;
Anne, baba ve kardeş sebeplerine...

Tek bir abiye sahibim ben.
Abim ki bazen 'Evleneceğim adam onun gibi olsun.' dedirtiyor bana
Bazense 'Bu yabancıda kim?'
En çok ona kırılıyorum.
En çabuk da o alıyor gönlümü.
Gönlümü de, böbreğimi de hiç tereddütsüz verebilirim ona çünkü.
En güzel anılarım o benim.
Çocukluğum.

O rengi siyah olabilecek biri değil benim için, siyah kötüdür bence.
Benim abim mavidir, biraz da sarıdır ama en çok yeşildir.
Katiyen beyaz olamaz. Haylazdır, aksidir.
Nnanettir!

Güzel yüreklidir abim.
Olmazsa olmazımdır ama olmasa da varım çoğu zaman.
Çünkü fazlaca yok yanımda.
Orada burada şurada abim.
Burada değil hiç.
Ama daima en yakınımda şuramda.

Sevgiyle kalın...

23 Ağustos 2016 Salı

Göremediğimiz Tüm Işıklar Kitap Yorumu

18:02

Kitapların bana ne gibi duygular yaşattığını dile getirmek beni utandırıyor. Sanki o duygu bana özelmiş de paylaştığım zaman karşımdaki 'Haklısın.' ve benzeri şeyler söylerse anlamını yitirecekmiş gibi. Sanki hissettiklerim anlaşılmayacakmış gibi... 
Bu yüzden kitap yorumu yapmaktan hep kaçınıyorum. Ama düşüncelerimi kendime saklayarak, bende derin izler bırakan kitapları ve karakterlerlerini zamanla unuttuğumu fark ettim. 
Düşüncelerimi bir yerlere not etmeye başlayacağım. Ve o yer burası olacak. 
Bunları birileriyle paylaşmaktan ziyade dönüp baktığımda kitabı ve karakterlerini anımsamak istediğim için yazacağım.

19 Ağustos 2016 Cuma

Esselamu Aleykum

Bence,
İnsanlar iki gruba ayrılır.
Selamlaşmak için Selamün aleyküm kalıbını kullananlar ve diğerleri.

Yanlış anlaşılma olmasın 'Selamün aleyküm diyenler iyidir, diğerlerini kullananlar kötüdür.' gibi bir sınıflandırma yapmıyorum. Haddim de değil. Fakat şu var ki Selamün aleyküm dediğim zaman Aleyküm selam karşılığını vermeyip, selamımı yarım bırakmak hasebiyle merhaba vb. terimleri kullananlar veyahut selamlaşmayı başlamadan bitirenler için ne desem boş.
Böylesi bir durumla karşılaştığım zaman mutlaka içimden 'Aleyküm selam diyeydin eyiydi.' diye geçirdiğimi şaşkın bir yüz ifadesine bürünerek karşımdakine belli etmeye çalışıyorum. O kadar.
En nihayetinde herkesin selamlaşma biçimine kimse karışamaz.

18 Ağustos 2016 Perşembe

İyi ki Doğdun Kwon Ji Yong


Bugün sevdiğim adamın 29. yaş günü.
Buraya 'Kwon Ji Yong takvimlere meydan okuyor.' klişesi yapmaya gelmedim. Evet takvimlerin anasını zerre kırışmadan ağlatıyor oluşu hakkında binlerce şey söyleyebilirim ama mevzuyu hiç oraya getirmeyeceğim.

Bu sabah Ji Yong'un doğum günü oluşu vesilesiyle durdum düşündüm. 
Hiç mi sıkılmıyorum?
Onu gördüğüm zaman gözlerimden kalplerin fışkırıp, yüreğime su serpiliyor gibi oluşunun saçmalığından gına gelmedi mi?

9 Ağustos 2016 Salı

Descendants of the Sun Dizi Yorumu ve Replikleri

Rahat!
Hazıııır ol!


Selamün Aleyküm çok sevgili Kırıntı okuyucuları. Bu yazımda yılın en iyi dizisinden bahsedeceğim. Sadece şahsi kanaatime göre değil 2016 yılı verilerine göre de en iyisi.
Beagsang sanat ödülüne layık görülmüş olması nirvanada oluşunu bir nebze olsun somutlaştırmaya yetiyor. (2014 yılında bu ödülü Man From the Stars dizisi almıştı.) 

Hala hazır ol vaziyette misiniz? Bozmayın. Bahsedeceğim harikulade dizi adına bir dakikalık saygı duruşu için tekrar, Rahat! Hazır ol! 
**Kırıntı abartma!
Selaaaam ver!

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Büyümüşüm

Film önerisi: 'Grave of the Fireflies'

"Ağlamaların olmasa öldüğünü düşüneceğim." dedim.
"Ölürsem ne yaparsın?" dedi.
"Ölmem mi gerekiyor?" diye devam etti. Başını önüne eğdi, ağlamaya başladı. Ağlayışları günlük hayatımın fon müziği haline gelmişti.
O ağlıyordu ben yaşıyordum, ben yaşıyordum o ağlıyordu...

"Onlar gibi mi olacaksın?" dedi.
Onlar kim diye sormadım, kimleri kastettiğinin farkındaydım. Ama o beni tanımıyormuşcasına açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Sanki o leb demeden ben leblebinin tozunu alıp öksürüklere boğulana kadar, bütün ağzımı leblebi tozuyla dolduramayacakmışım gibi.

"Büyümüşler gibi yani."
Sahi beni tanıyamıyor muydu artık?

"İstemiyorum!" dedim. Sesim olması gerektiği gibi yüksek çıkmıştı.
"Olmak zorunda mısın peki?" dedi.

"Gitmek zorunda mısın?" dedim.
Köşeye sıkıştı. Terk eden ben değildim oydu.

"Gitmek zorundaymışım gibi hissettiriyorlar." dedi ve yine açıkladı:
"Büyümüşler gitmek zorundaymışım gibi hissettiriyor."
"Bende büyüdüm." dedim.
"Mutlu musun?" diye sordu.
Ağladım.
Bu defa köşeye sıkıştırılan bendim.

"Değilim." dedim. Bu kelimeyi söylemek acı vermişti. Ardından "Mutlu değilim!" diye bağırdım. Böylesi daha vurgulu oldu. Vurgu acıyan yerimi kanattı. Mutsuzdum ve bu durum üstünde durup, eşelemediğim müddetçe zarar vermiyordu.

Bir eliyle işaret parmağıyla orta parmağını birleştirdi diğer eliyle baş parmağıyla işaret parmağını bitiştirip çember şekline getirdi.
"Küs mü barış mı?"

Ne yapmaya çalışıyordu.
Ona küsemezdim.

Büyümüşlerin bu soruya nasıl karşılık verdiklerini düşünmeye başladım.
"Küsmek bir yana dursun anında linç edip kapı dışarı etmişlerdir içlerindeki çocukcağızı." diye geçirdim içimden.

Ağlamaktan perişan olmuş küçüğün küs barış oyunu haline getirdiği elini kavradım ve
"Sen tekrar ben olur musun?"
"Sen veya ben demek yerine aslında tamamen sen kısmını kaldırmama izin verip ben olur musun?" diye sıraladım.
Gözlerime baktı.Yüzü kıpkırmızıydı. Burnu da öyle. Gözyaşları mavi gözlerini daha da belirginleştirmişti fakat güzel görünmüyordu.
"Ağladığım zaman gerçekten acınası bir hal alıyorum." diye mırıldandım.
Ben onun yüzünü incelerken o soru yağmurumda sırılsıklam olmuştu. Belki de ne demek istediğimi kavrayamamıştı.
Saniyeler sonra göz temasını kesti, geriye doğru bir adım attı ve elini ellerimden kurtardı...

Şimdi içimde yerini bilmediğim bir köşede bazen ağlıyor çoğu zaman da ofluyor. Hiçbir şey onun keyfini yerine getirmeye yetmiyor. Benim mutluluk duyacağıma inandığım mevzular onu zerre alakadar etmiyor. Bende onu mutlu edebilecek şeyleri yapmak konusunda tereddütler yaşıyorum.
Nerede olduğunu biliyor olsaydım, orayı söktüğüm gibi en uzağa fırlatırdım. Onun da fırlattığım yerle beraber kaybolup gideceğini bile bile hem de.
Ben korkunç bir büyümüşüm.

19 Şubat 2016 Cuma

Samimiyet şifresi ve kola alabilir miyim?


Samimiyet dükkanı açmak isterdim. Kapısından içeri girildiği an müşterilerini samimiyetin karşılayacağı, pembe ve mavi renklerin hakim olduğu samimi bir dükkan...

Samimiyetçilik de yapabilirdim.
Şehrin en kalabalık sokaklarında simitçilere taş çıkarırcasına, "Samimiyetçiiii! taze taze samimiyetler!!" Diye bağırırdım.

Samimiyet karın doyuran bir şey olsaydı, fazla kilolarını sorun etmeyen kişilerle takılır üç öğün samimiyet ısmarlardım.
Gece yatmadan önce mutlaka ekmek arası tüketirdim. Kuru kuruya gitmesin diye yanında kola içerdim.

Eğer parasal bir değere sahip olsaydı zengin olmak için elimden ne geliyorsa yapar helikopterlerle tüm insanlığı samimiyet yağmuruna tutardım. Düğünlerde gelin ve damada çeyrekmiş, tammış hesaplamaksızın 24 ayarlıklarından takardım.

Sıvı olsaydı, dağ bayır dolaşır kaynağının hemen yanına fabrikasını kurardım. Damacanalarla evlere servis yapardım. Bir eve yetmiş beş damacana bırakıp, samimiyet banyosu yapmalarını önerirdim.

Tiner gibi olsaydı, herkese samimiyet koklatıp kaçan bir gangster çetesi kurardım.

Dil gibi sonradan da öğrenilebilen bir şey olsaydı gençlik merkezlerine samimiyet kursları açtırır, öğrencilerin bu hususta sertifika almalarını sağlardım.

İnternet ağı gibi olsaydı ve herkes gittiği yerin samimiyetinin şifresini isteseydi, akıllı telefonlarımız aracılığıyla çok samimi ortamlar oluşturabilirdik.

Ama en uygunu gaz halinde olması olurdu. Havada asılı duran samimiyet molekülleri harika olabilirdi mesela. Oksijeni ciğerlerimize çekerken aynı zamanda samimiyetten de nasiplenmiş olurduk.

Samimiyetçi başı olmak için hangi fakülteye başvurmam gerekiyor?
Yüksek Lisans yapmak istiyorum.

7 Şubat 2016 Pazar


7 Şubat 2016, Ekmek Kırıntısı Küçük Prens'le tanışır. Nokta...

1 Şubat 2016 Pazartesi

Kardeşim Benim Film Yorumu


Selamün Aleyküm sevgili dostlarım.
Son zamanlarda dillerden düşmeyen ve 15 Ocak günü vizyona girişini yapar yapmaz seyretme fırsatı bulduğum 'Kardeşim Benim' filmine Kırıntısal yorumumu katmaya geldim.
Bu yorumla beraber bir nevi bloğumun tozunu almış olacağım. Tozu, dumanı, örümcek ağı eksik olmayan günler geçirdim. Haliyle bloğum da bu durumdan nasibini aldı. Buraları çok özledim.

-15 Ocak 2016-
Sinema salonuna doğru ilerleyen kız cümbüşünü görünce salon numarama bakmadan o kalabalığın peşine takılmam gerektiğini hissettim. Bir salon dolusu kanı kaynayan genç kızın Ertuğrul filminin seansına girecek hali yoktu. Keşke olsaydı...
Keşke biz gençler, uydurma senaryolara gösterdiğimiz özeni kendi öz hikayelerimize gösterebilmiş olsaydık. Keşke Ertuğrul filmi de en az Kardeşim Benim filmi kadar çok konuşulsaydı. (Ertuğrul filmini izlemedim)

Filme hep kızlar geldi deyip mübalağada aşırıya kaçmak istemem. Beyler de vardı. Ama bu beyler kız arkadaşlarıyla birlikte gelen beylerdi kiiii ben onları kollarına takıp getirenlerin hanımlar olduğu kanaatindeyim.
Çünkü filmin esas karakterlerinden biri Burak Özçivit,
Çünkü filmin esas karakterlerinden bir diğeri Murat Boz,
Çünkü bu ikili serçe parmaklarını dahi oynatmış olsa bir salon dolusu genç kızın yüzüne aynı şapşal tebessümü yerleştirebilecek kapasitede insanlar,
Çünkü Burak Özçivit ve Murat Boz Türkiye'nin en beyaz atlı prensleri...

Genellikle Türk yapımı filmlere ilk bakışımı yüzümü buruşturarak atıyorum ve çirkef ağzımı açıp 'Peh! kim bilir hangi muhteşem filmin uyarlaması?' diyorum. Ama Kardeşim Benim'e karşı, çıkacağı haberini aldığım günden beri sempatiyle yaklaştım. Filmin uyarlama olup olmadığı konusunda da hiç bir fikrim yok. Vikipedi'den edindiğim ufak bilgiye göre 'Kardeşim Benim' adında çok eski bir Türk filmi varmış.

Film, başlığıyla kendisini  fazlasıyla ele verdiği için konusunun  kardeşlik olduğunu söylememe gerek yok sanırım.
Söylemiş bulundum evet :)

Kardeşim Benim ilk bakışta gişelerini yakışıklı oyuncularına borçlu olan klasik, rengarenk, manzarası bol bir film gibi dursa da öyle olmadığını ispatlaması fazla zamanını almıyor ve çekim kalitesi, kültürümüzü yansıtışı gibi daha bir çok konuda alkışı hak ediyor. Hele oyuncu seçiminde Burak Özçivit ve Murat Boz'un uyumu paha biçilemez.
Orta Doğu ve Balkanlar böyle uyum görmedi.

Söyleyeceklerim bu kadar film yorumu yaparken filmin can alıcı noktalarından bahsetmediğimi biliyorsunuz. Spoiler vermeyici bir blogger olduğum için kendimle gurur duyuyorum. Film özeti yazayım derken filmden almamız gereken her mesajı bir paragrafa sığdıran yorumcuları kınıyor ve saygılar sunuyorum.

En kısa zamanda görüşmek dileğiyle...