4 Temmuz 2016 Pazartesi

Büyümüşüm

Film önerisi: 'Grave of the Fireflies'

"Ağlamaların olmasa öldüğünü düşüneceğim." dedim.
"Ölürsem ne yaparsın?" dedi.
"Ölmem mi gerekiyor?" diye devam etti. Başını önüne eğdi, ağlamaya başladı. Ağlayışları günlük hayatımın fon müziği haline gelmişti.
O ağlıyordu ben yaşıyordum, ben yaşıyordum o ağlıyordu...

"Onlar gibi mi olacaksın?" dedi.
Onlar kim diye sormadım, kimleri kastettiğinin farkındaydım. Ama o beni tanımıyormuşcasına açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Sanki o leb demeden ben leblebinin tozunu alıp öksürüklere boğulana kadar, bütün ağzımı leblebi tozuyla dolduramayacakmışım gibi.

"Büyümüşler gibi yani."
Sahi beni tanıyamıyor muydu artık?

"İstemiyorum!" dedim. Sesim olması gerektiği gibi yüksek çıkmıştı.
"Olmak zorunda mısın peki?" dedi.

"Gitmek zorunda mısın?" dedim.
Köşeye sıkıştı. Terk eden ben değildim oydu.

"Gitmek zorundaymışım gibi hissettiriyorlar." dedi ve yine açıkladı:
"Büyümüşler gitmek zorundaymışım gibi hissettiriyor."
"Bende büyüdüm." dedim.
"Mutlu musun?" diye sordu.
Ağladım.
Bu defa köşeye sıkıştırılan bendim.

"Değilim." dedim. Bu kelimeyi söylemek acı vermişti. Ardından "Mutlu değilim!" diye bağırdım. Böylesi daha vurgulu oldu. Vurgu acıyan yerimi kanattı. Mutsuzdum ve bu durum üstünde durup, eşelemediğim müddetçe zarar vermiyordu.

Bir eliyle işaret parmağıyla orta parmağını birleştirdi diğer eliyle baş parmağıyla işaret parmağını bitiştirip çember şekline getirdi.
"Küs mü barış mı?"

Ne yapmaya çalışıyordu.
Ona küsemezdim.

Büyümüşlerin bu soruya nasıl karşılık verdiklerini düşünmeye başladım.
"Küsmek bir yana dursun anında linç edip kapı dışarı etmişlerdir içlerindeki çocukcağızı." diye geçirdim içimden.

Ağlamaktan perişan olmuş küçüğün küs barış oyunu haline getirdiği elini kavradım ve
"Sen tekrar ben olur musun?"
"Sen veya ben demek yerine aslında tamamen sen kısmını kaldırmama izin verip ben olur musun?" diye sıraladım.
Gözlerime baktı.Yüzü kıpkırmızıydı. Burnu da öyle. Gözyaşları mavi gözlerini daha da belirginleştirmişti fakat güzel görünmüyordu.
"Ağladığım zaman gerçekten acınası bir hal alıyorum." diye mırıldandım.
Ben onun yüzünü incelerken o soru yağmurumda sırılsıklam olmuştu. Belki de ne demek istediğimi kavrayamamıştı.
Saniyeler sonra göz temasını kesti, geriye doğru bir adım attı ve elini ellerimden kurtardı...

Şimdi içimde yerini bilmediğim bir köşede bazen ağlıyor çoğu zaman da ofluyor. Hiçbir şey onun keyfini yerine getirmeye yetmiyor. Benim mutluluk duyacağıma inandığım mevzular onu zerre alakadar etmiyor. Bende onu mutlu edebilecek şeyleri yapmak konusunda tereddütler yaşıyorum.
Nerede olduğunu biliyor olsaydım, orayı söktüğüm gibi en uzağa fırlatırdım. Onun da fırlattığım yerle beraber kaybolup gideceğini bile bile hem de.
Ben korkunç bir büyümüşüm.

4 yorum:

Sevgili okur,
Yorumunun hazinem olacak.